29.06.2007

Huzur Bir Özgecandır...


yazma yeteneğimden mi,
yazma isteğimden mi yoksunlaşıyorum bilemiyorum.
bu aralar pek fazla inciler döktüremiyorum,
evet.

belki problemlerin üst üste
ve çifter çifter geliyor olması,
gelenlerin de hayatıma
"e güzelmiş burası salon salomanje"muamelesi çekip yerleşmesi sebebiyle,
kabuk bağlamış bir vaziyetteyim.

sorunlarıma +1 şeklinde eklenme ihtimali olan herşeye karşı hassas
ve temkinli olmanın getirdiği,
"devamlı tedirginlik" hali,
sürekli biraz sonra kötü bir şey olacakmış kuşkusu,
zıplayarak uyandığım huzursuz gece uykularımın da sebebi oldu.
üstelik sıcak da.
2 akşamdır,
bacaklarıma giren güçlü krampların kıvrandırmasıyla uyanıyorum ki,
öyle zırt pırt kramp yaşayan bir insan değilimdir.
ben de bunu,
kendimi uyurken bile aşırı derecede kasmama bağlıyorum.

"gevşe ve rahatla" yapabilmem için,
birkaç olayın sonucunun olumlu şekilde geliştiğini gözlemlemem gerekiyor,
ama bu sonuçları almama da henüz bi 10-15 gün var.
o tarihten sonra huzuru bulacaksam ne ala.
fakat işler beklediğim yürümezse,
sırtımdaki yük artmış olacak bir kat daha.

eskiden,
arayacağımın sadece bir parça iç huzuru olacağını söyleseler,
kahkahalar patlatırdım rahatlıkla.
oysa sebepsiz neşe ve endişesiz huzur,
öyle her istediğinde gelmiyormuş insana.

27.06.2007

GALATASARAY, FOTOĞRAFLAR VE GÜZELLİK YARIŞMASI...


lisede bi arkadaşım vardı,
"Allah yüzümüze güldü" demezdi de,
"Allah yüzümüze baktı" derdi..
belki doğrusu böyleydi bilmiyorum ama,
o bunu söyler söylemez ben basardım kahkahayı..
acaip komik gelirdi..

neyse işte Allah yüzümüze güldü mü bakmakla mı yetindi bilmiyorum ama,
Galatasaray’ ımıza bir bereket,
bir para bolluğu geldi.
"kaynak" henüz belli değil ama,
ilahi bir tarafı olduğu kesin.
üstüste bi kaç transfer yapıp,
en son Lincoln bombasını patlatınca,
bizim taraftar da gayrete gelmiş.
havaalanında sevgili Lincoln velinimetimizi,
"severken öldürme" benzeri bir şekilde karşılayınca,
futbolcumuz canımız da gaza gelip,
"galatasaray için gerekirse kanımı vereceğim" demiş.
( dikkat ediniz canını değil )

ayrıca taraftarın yüzüne karşı "sarııııı" diye bağırarak,
yeri göğü inleten bi "kırmızıııı" karşılığı almış.
fakat tevatür bu ya,
güya "sarıı" diyeceği yerde,
garip bir telafuzla "sariii" demişmiş..
durun bi acele etmeyin,
Lincoln kardeşim bizimle şöyle bir şampiyonluk kupası,
bir UEFA Kupası filan kaldırsın,
Galatasaray’ a "gasssray" demesini bile öğrenir.

bu arada biliyorsunuz,
arka arkaya yaz albümleri çıkıyor.
benim bunlarla "dinleme" bazında ilgim olmadığı için,
gazete okurken filan ancak "albüm fotoğraflarına" bakıyorum.
ancak albüm fotoğrafı deyip geçmeyin,
yaratıcılıkta ve kandırmacada bir doruk noktasıdır.
birkaç gün sonra plajlarda kimbilir ne hallerde göreceğimiz insanları,
karşımıza "güzellik kraliçesi" kıvamında getirmeleri
ve bizim de bunlara her seferinde aynı saflıkla "vay beee" şeklinde kanmamız,
kramp benzeri kasılmalar yaratmaktadır midede.
bu arada lafı geçti de "güzellik kraliçesi" olmaya çalışmak da ayrı bir travmadır.
sen ne akla hizmet,
mayonu üzerine geçirip,
onlarca insanın önüne çıkararak,
kendini sergideki karpuz misali sergilemektesindir
ve alt tarafı 20 tane sana benzeyen
- adeta tornadan çıkmış gibi -
kızın arasından en güzeli ben olacağım diye orada ter dökmektesindir,
nasıl 5 yaş üstünde olup da bunu kendine yedirebilmektesindir
diye düşündüğüm takdire şayan kişilerdir
bu tip yarışma katılımcıları.
( ben en son 5 yaşındayken böyle bir yarışmaya katılmayı istiyordum zira )

neyse,
benim için şu an önem arz eden,
albüm fotoğrafı değil,
sevgilimin ablasının nikah günü çektirdiğimiz
ve USB marifetiyle bugün benim bilgisayarıma geçmiş,
yakında da birkaç tanesini bastırmayı düşündüğümüz resimlerden,
hangisini seçeceğimdir.
ve,
aslında çoğunda güzel çıkmadığımı düşünmeme rağmen
- aşırı sıcak destekli terleme sonrası parlamış suratlar -
yüzümdeki ifadeye bakıp
"mutluymuşuz be o gün!"
diyebilmemdir..






25.06.2007

RİPORT OF DI VİİKEND..


anlatılacak epey şey birikti
nokta.
başlamaya korkuyorum
nokta.
başlamak bitirmenin yarısıdır
virgül.
en iyisi özet geçmek
iki nokta üstüste.

cuma günü işten çıkıyorum.
hiç adetim olmadığı halde,
alışverişe gidiyorum.
çünkü üzerime "ciddi" bir şeyler arıyorum.
ne de olsa diğer tüm kıyafetlerim,
bizimkilerin deyimiyle "zibidi" modunda.
( zaten ölsem "düz" bi şey giyemem.
bildiğiniz T şeklinde
- ki adı buradan geliyor -
t- shirtlerden bile.
illa bi yerinde bi orjinalliği,
yakasında paçasında değişik bi yerleri,
"street" tarzı bi tasarımı olacak )

neyse,
birkaç saatlik tur sonunda,
üzerime hafif dekolte de olsa,
"hanımefendi" bi bluz buluyorum.
eve gidince acele bi duş alıp,
manikürümü yapıyorum.
aylardır değiştirmediğim kırmızı ojem yerine,
yeni "cicime" uygun bir renk seçiyorum.
ardından da külçe gibi uyuyorum.

sabah erken kalkıp,
aylardır giymediğim siyah kumaş pantolonumu,
topuklu siyah ayakkabılarımı buluyorum,
bir anda kendimi "yetişkin" gibi hissediyorum.
hatta teyzemin "uyar bu kıyafetine" gazlamasıyla,
inci kolye bile takıyorum.
makyajımı yapıp çıkıyorum.

spor ayakkabıdan başka ayakkabı yüzü görmediğimden,
iki adım ötedeki kuaföre taksiyle gidiyorum.
Allahtan taksici tanıdık.
yoğun sıcak altında acele bi fön çektiriyorum.
fazlasını yaptırsam düşüp bayılacağım çünkü.
işim bitince sevgilimi arıyorum:
- geldim, diyor.
arabayla kapının önüne gelmiş.
anında atlıyorum.
direkt onlara gitmemiz gerekirken,
biz biraz yaramazlık ediyoruz,
Boğaz’ da turluyoruz.
Beşiktaş – Bebek - İstinye havası alıp,
hızlıca dönüyoruz.

onlardayız.
annesini babasını öpüyorum.
"gelin daha gelmedi mi?" diyorum.
kuafördeymiş.
evet tüm bu süslenmelerimizin,
hazırlıklarımızın filan sebebi bu:
sevgilimin ablasının nikahına gidiyoruz.

az sonra gelin ve damat da geliyor.
damadı ilk kez görüyorum.
nedense çabuk ısınıyorum,
iyi bi çocuk gibi geliyor.
sevgilim daha kararsız gibi.
ne de olsa o benden fazla tanıyor.

hepimiz gelinin etrafında dört dönüyoruz.
tarlatanı yüzünden hiçbir yere oturamıyor.
bir ara evin içinde düşme tehlikesi bile geçiriyor.
gelinliği,
saçı güzel.
yapma bebekler gibi bir gelin.
heyecanlı ve mutlu.
biz de seviniyoruz.
sevgilim deli gibi resim çekiyor.
arada bilgisayardan bakıyoruz.

sonunda evden çıkıp,
nikah salonuna gidiyoruz.
biraz gecikmelerden kaynaklanan organizasyonsuzluğa
biraz da sıcağa söylensek de,
neşeli bir şekilde nikahı seyrediyoruz.
"aileden" bir çok insanla tanışıyorum.
çeşitli iltifatlar alıyorum.
imzalar atılıyor.
tebrikler, takılar.
sonunda kurtulup "nikah yemeğinin" yeneceği yere gidiyoruz.
ama benim çok azını,
sevgilimin de bir kısmını tanıdığı kalabalıktan bunalıp,
erken kaçıyoruz.

sevgilim beni eve bırakacak ya,
yine "Boğaz üstünden" mi gitsek diyoruz,
ancak cumartesi gecesi trafiğini hesaba katmadığımızı fark ediyoruz.
Sortie,
Reina vs önünden güçlükle geçip,
Bebek’ ten "yukarı" sapmaya karar veriyoruz.
hesapta Etiler’ den 2. köprüye yol alıyoruz.
ama ara sokaklarda bir süre kayboluyoruz.
yolumuzu bulmak için 2 kırmızı ışık ihlali
ve yasak yerde U dönüşü yapıyoruz.
bir taraftan da "nereye çıktık biz ya?" filan diye sırıtıyoruz.
"çok romantik kaybolduk" diye dalga geçiyoruz.
sonunda köprüyü geçip bizim eve ulaşıyoruz.
acele bir öpücükle ayrılıp,
bu uzun ve değişik güne noktayı koyuyoruz.

pazar günü havuza gitme planlarımızı,
parkorman ve su ada kapalı olduğundan erteleyip,
"serin olma ihtimali en yüksek" Kanyon’ da buluşuyoruz.
bir arkadaşımız da var.
mevcut filmler arasında,
"kötünün iyisi" kabilinden Fragile’ a bilet alıyoruz.
filmden önce Burger King’ de bir şeyler atıştırıp,
sinemaya geri dönüyoruz.
mısırlar elimizde çöküyoruz koltuklara.
orta halli filmimizi,
serin salonumuzda rahat rahat izlerken,
bir taraftan da "Ally McBeal amma çökmüş" şeklinde dedikodu yapıyoruz.
sevgilim ayrıca kadının suratında ne kadar estetik olduğunu merak ediyor.

filmden sonra epey turluyoruz,
yemek yiyip Gloria’ da bir şeyler içiyoruz.
en son biraz D&R’ a bakıp Kanyon’ dan ayrılıyoruz.
evime dönüyorum.
giderken aldığım Penguen’ i okuyorum.
saçma sapan programlar arasında zaplayıp,
huzursuz bir uykuya dalıyorum.

21.06.2007

ZIRVA...


ben kendimi resimlerimden kıskanıyorum..
bazen,
bazı resimlerime bakıp,
"ulan böyle miyim ben?" diyorum..
diilim diye uyuz oluyorum.

yok o resimlerde öyle çok güzel çıktığımdan filan değil..
ama bi bakış var diyelim resimlerden bi tanesinde..
gerçek hayatta "çok bi fena etkileyici ve acayip pis"
ya da "çok romantik, baygın"
veyahut "karizmanın allahı" gibi bakmam gerekse,
o resimlerdeki gibi bakamam..
kendimi sıkar sıkar,
sonunda şebelek bi bakış fırlatırım..
ama resimdeki kız bakmış..
sanki ben değilim o..
ne rahat bi kız allahım,
falan diye kendime bakıp bakıp sinir oluyorum..

delirio muyum acaba?


20.06.2007

Mezarlığa Bir Adım Kala.. Son Fren..


birtakım sıcak gelişmeler söz konusu,
barışma yolunda sağlam adımlar atıldı..

beraber uğraşmaya karar verdik bazı şeyler için..
daha önceki kararlar gibi değil.
daha bi ciddi..
daha bir adam gibi..
uğraşıcaz işte..
bu ilişki bizim çocuğumuz gibi oldu artık..
insan çocuğu kanser oldu diye gidip onu öldürmüyor sonuçta di mi?
tedavi edebilmek için sonuna kadar uğraşıyor..
ha,
olmadı mı?
ancak o zaman ölüm acısını kabulleniyor..
elleriyle gidiyor çocuğunu gömüyor..
biz daha gömmedik..
ne olacağını bekliyoruz...

18.06.2007

EN ZORU..


bakın,
peşin söylüyorum,
bana kızmak,
çemkirmek yok.
sizi daha önce uyardığım gibi,
ex sevgilimle ilişkim "yine" bitti.
"bu kaçıncı?" derseniz size vereceğim cevap:
- kaçıncı olduğunu bilmiyorum ama sonuncu.

çünkü bu kez herşeyin üzerinde uzun uzun konuşuldu.
yani bi anlık kızgınlık durumunda:
- yaa demek sen bana böyle dersin, ben de ayrıldım o zaman!
türünden bi ayrılık değil.

ciddi ve kesin,
çünkü ilişkimizin son bir kaç haftası:
- bak ayrılığa doğru gidiyoruz, şunları şunları düzeltmek için napabiliriz?
diye tartışmakla geçti.
ben elimden gelenin en fazlasını yaptığıma inanıyorum.
ama yetmedi demek ki.
bir şeyler eski haline dönmedi.
yoluna girmedi.
bir sıcaklık, vardı bitti.
ayrılsak bile içimizden atamadığımız
"yok canım biz kopamayız duygusu" vardı,
o da bizi terk etti.

bana düşen sadece beraberken ayrı olmak yerine,
ayrı durarak ayrı olmayı tescilleyebilmekti.
yaptım da başım göğe mi erdi?
ermedi.
acı çekmiyor muyum?
deli gibi.
ama artık biliyorum "dönüş" diye bir şey olmadığını.

bu yüzden bu sefer ki hepsinden acı.
kesinliğin keskinliğinden.
ölüm acısı gibi.
yani kendine
"ağlasan da sızlasan da katlanmak zorundasın" diyeceğin türden bir sızı.
o yüzden çok fazla durup düşünmenin bir anlamı yok.
üstünde fazla konuşmanın da.

pozitif olmaya çalışıyorum.
çekeceğiz,
bu da geçecek.

yerine yeni insanlar,
belki yeni acılar,
yeni ayrılıklar gelecek.
sonuçta dünya dönecek.

tabii yine yazacağım başımdan geçenleri.
heyecanlarım da olacak mutluluklarım da.
en son, ilginç bir haftasonu geçirdim mesela.
bi dolu şeyle ilgilendim.
bir sürü insanla bir sürü yer gezdim.
gülümsedim.
bahsederim.

15.06.2007

DEPRESİF RUH HALİ SOSLU PLAN VE İSTEKLER...

geldim.
gibi.
haftasonu yaklaştı.
kafamda planlar var.
içimde de bir huzursuzluk.
nokta.

bir çok şeye kızgın,
öfkeli
ya da sinirli olabilirim.
şükretmeye de inanmıyorum.
çünkü ne zaman,
"bende en azından şu var!
bak başkalarında yok.
ne kadar şanslıyım" diyip moral pompalamaya çalışsam,
üzerinde düşündüğüm teselli nesnesi ellerimden uçup gitmekte.
bu da benim ters çekim yasası.

yarın alışverişe gitmek istiyorum.
yeni bikini almam lazım.
babalar günü hediyeleri almam lazım.
güneş gözlüğü almam lazım.
( ki yapı itibariyle gözlük takamayan bi insanım,
ancak gözlerim ikide bir güneşten sulanıp akmak suretiyle,
bana alerjik yapılarını empoze etmekte.
galiba bana da kabullenip gözlük satın almak düşmekte.
zira elimde mevcut Fendi gözlüklerimin yeşil camlarından hazzetmemekteyim. )

alışverişten sonra sinemaya gitmek istiyorum.
en sevdiğim yönetmen Tarantino’ nun son filmi Death Proof gün itibariyle gösterilmekte.
"ama bu filmi iyi değilmiş" diyenlere yapıştıracağım:
"ne yani shrek’ e mi gideyim?" cevabı da,
cebimde tehlike anında kullanılmak üzere bekletilmekte.

ee ben bi haftasonundan daha ne beklerim?
pazar günü havuza gidebilmeyi.
ama bu planın gerçekleşmeyen kısmı olacak gibi.

bazı şeyler beni yoruyor.
mesela,
İtirazım Var diye bi programda,
Mine Soley’ in,
"İnsanoğlu beşer, şaşar. Siz de beştik, şaştık deyin" şeklindeki cümlesiden haberdar olmuş
ve dumura uğramış vaziyetteyim.
beşmek diye bir fiil olduğunu zannediyor kendisi.
bakın yazarken bile yoruldum yine.
iyi ki ev kadını değilim de,
bunları seyretmiyorum diye seviniyorum bunları düşündükçe.
ama sabah uykuları fena olmazdı yine de.

bitirelim.
virgülle.


PS : bütün ev kadınlarının o programları izlemediğini biliyorum.
boşuna üstüme gelmeyin peşin peşin söyleyeyim de.

13.06.2007

PIT!


Buralardayım,
iş yoğunluğu nedeniyle yazamıyorum bu ara,
ama her an ekleyebilirim yazı!!
belki yarın,
belki bugün..
( şu an eklio olmıyim sakın? )

hadi biraz arşiv gezip yorum yapın...
( noooluuurrr )

11.06.2007

RAPORLAR KRALİÇESİ..


beynimin hücre duvarlarına çarpıp da,
"bizi yaaaaz" şeklinde yankılanmak suretiyle geri dönen,
haftasonu raporumun parçacıklarını,
zat-ı alilerinize sunmaktan,
onur duyarım.
( amin )

özet geçeceğim.
cumartesi Bebek’ te sevgilimle buluşup,
Starbuck’ s böreği ve içecekleriyle kahvaltı yaptıktan sonra
( dikkat edin uzun olmasın diye içeceklerin isimlerini yazmadım )
Bebek Parkı’ ndan geçerken,
kuzenim ve sevgilisiyle karşılaşıp,
yarım saat bir bank üzerinde laflayıp,
taksiye atlayarak Mecidiyeköy istikametine yol aldık
ve orada ayrıldık.

Onlar alışveriş için Cevahir’ e,
biz sinema için Profilo’ ya dağıldık.
Arby’s menülerimizi yiyip,
sinemada Ocean’s 13’ le
"özlemişim be bu çeteyi" nostaljisi yaptıktan sonra,
bana Lost’ un 3. sezon DVD’ lerini alıp,
( ilk 2 sezonu 2 haftada tamamladım, evet! )
paşa paşa evlerimizin yolunu tuttuk.

Evde biraz Survivor seyredip,
biraz da Lost seyredip uyudum.
( kendimi adada yaşıyor sanmaya başlayacağım en sonunda,
yakındır )

pazar günü,
İstiklal’ in yolları taştan,
sen çıkardın beni beni baştannnn duyguları eşliğinde Taksim’ e gidip,
Gloria’ da serinletici bi şiyler yudumladık.
sonra bi arkadaşımızla buluşup,
Rio Bravo’ da yemek yedikten sonra,
bowling ve langırt oynadık.
( tamam, bu aralar bowlinge sardık )
sonra da arkadaşı uğurlayıp,
Atlas sinemasında Mr. Brooks’ u izledik.
"aaa hiç de fena film değilmiş" dedik.
( belki beklentisiz gittiğimizden )

sonra eve gidip,
ART’ de Türk Kahvesi diye ilginç bi program seyredip gülmekten yarıldım.
baştan hiç prim vermemiştim tiplere,
meğer çok iyilermiş.
hicvin dibine vurdular.
her akşam oluyormuş bu.
tavsiye ederim.

biraz da muhabbet ettikten sonra,
inanmayacaksınız ama,
hiç Lost seyretmeden yattım.
( stop )

PS: şu an geniş vaktim olmadığından,
konunun hakkını vererek yazamayacağım için,
şehitlerimize hiç değinemedim.
bu konu öyle can yakıcı,
öyle ince,
öyle bizi gözyaşlarına boğan bi konu ki,
2 cümleyle geçiştirmek haksızlık olurdu.
sadece umarım,
pazar günü Politika Durağı’ nı seyretmişsinizdir.
İlk bir saat boyunca Cüneyt Arcayürek’ in hem tüm söyledikleri
hem de üslubu tam yerindeydi.
umarım dinlemesi gerekenler dinlemişlerdir.


7.06.2007

HAZIR OL! GÜLÜNECEK! GÜL! RAHAT!


Bugünlük de karikatürle idare...





6.06.2007

BURCUN NE, BURCUM NE, BURCU NE


Biliyorsunuz,
genelde yazılarımı kendim yazıyorum.
Ama bugün mecal + vakit olmadığından bi alıntı yapıcam ama,
durun!
Sakın ıyyy alıntı mı filan demeyin.
Bu öyle zırt pırt forwardlanan ağdalı yazılardan değil.
Çok eğlenceli bi yazı.
Sıkı takipçisi olduğum Selahattin Duman’ ın arşivlerinden,
kendi ellerimle çekip çıkardım.
Kısacası her hakkı saklıdır.

İşte Selahattin Duman’ ın kafasına göre burç yorumları,
eğleneceksiniz..

KOÇ BURCU
Yeni yıl bu burçtan olanlara müjdeli bir haberle başlıyor..
Yem fiyatları düşecek..
Yıl sonuna kadar "Kurban Bayramı" tehlikesi yaşanmayacak..
Bu burcun inadıyla tanınan kadını keçiye rahmet okutur..
Bu özellikleri bilhassa boşanma davalarında görülecek, ayrılmak isteyen kocalarına kan kusturacaklar..

Bu burçtan olup da Merkür ile Venüs’ün çiftleşme döneminde dünyaya gelen kadınları en tuhaflarıdır..
Üç yüz metre yol yürümezler, hiçbir öneriyi kabul etmezler..
Kafalarının dikine giderler.. (Elimde belge var).

Bu burcun oğlanından iş hayatında hayır gelmez..
At yarışlarına meraklı olurlar, sayısal peşinde koşarlar..
Şanslarına güvendiklerinden meslek edinmezler..
Tutkulu olduklarından maçlarda en fazla tribün dayağını bunlar yer..
Kızlara söylüyorum..
Kısmetiniz bu burcun erkeğinden çıkarsa diğer iki burçtan kefalet getirmezlerse kabul etmeyin..
Oğlanlar ne yerse yesinler..

BOĞA BURCU
Adını sığırdan alan bu burca aslında lafım yok..
Bunların hakkından kasabın bıçağı gelir..
Aslında bu burcun dişisine niye "İnek Burcu" denilmemiş bilmiyorum..

Bu burcun erkeği para ile özdeşleşmiştir..
Dişisi doğum sonrası bol süt verir..
Anneleri Boğa olan çocuklar gürbüz olur..
Erkek bebekler delikanlılık çağında kalın enseli, bol kıllı görünürler..
Kebaba meraklıdırlar..
Para ile uğraşıp çabuk zengin olurlar ne hikmetse otuzlarına varmadan saçları dökülür..
Hormonlu oldukları buradan anlaşılır..

Kadınları yemeye içmeye meraklıdır..
Çoğunluk 54 beden giyinir.
O yüzden moda haberlerini izlemekten nefret ederler..
Yeni yılda hallerinde değişme olmayacak..
Vakitlerinin çoğunu süper marketlerin yiyecek reyonlarında geçirecekler..
Süper marketlerin et reyonlarından nefret etmeleri tek ortak özellikleridir, sebebi anlaşılmamıştır..

İKİZLER BURCU
Eski burcum olduğu için söylemiyorum..
En talihsiz burçtur..
Haksız yere aşağılanmış, hakkı yenmiş, iftira edilmiştir..
İnsanlığın lanetine uğramışlar bir kere..
İkizler Burcu'ndan evliya çıkmayacağını herkes bilir..

Ağızları ile kuş tutsalar burç mevzuu açıldı mı "İki ruh haline sahiptirler.." diye başlanır, ne karakterleri bırakılır ne cibiliyetleri..

Ben bu burçta tam kırk sene kaldım..
adamını bulup Yay Burcu'na geçmeseydim hâlâ aşağılanıyor olacaktım..

O yüzden İkizler'e kısıtlama yok..
Aklınıza geleni yapın..
Yalan söyleyin, söylediğinizi inkâr edin, kızları kandırın..
Kimse size nedenini sormayacaktır..
Tam tersine, İkizler Burcu'na mensup olduğunuzdan "Cezai ehliyeti yoktur.." muamelesi görüp, her türlü beladan yırtacaksınız..
Aynen devam!
Bu burcun erkekleri hassas, duygusal olur.. (Temsil ben..)
Genellikle yakışıklı, çapkın ve hafif süvaridirler..
Ağızlarından bal damlar..
Neşeli olmaları paranoyak psikiyatırlar tarafından "Hipomanik" olarak tarif edilmiştir..

İşin aslı sanıldığı gibi "kadın meselesi" değildir..
Diğer burçtan olanlar kendilerini kurtarmak için "Bakın beterin beteri var.." siyaseti güdüp hep birlikte bu burca yüklenmişlerdir..

İkizler Burcu, astroloji denilen güzellikler aleminde Hz. Yakup’un kıskanç oğulları tarafından kör kuyuya atılan Hz. Yusuf’a benzer..

İkizler Burcu sakinleri diğer burçlara cevap vermiyorsa asaletindendir..
On bir burcu da İkizler’e kurban ederim.. Oley!

YENGEÇ BURCU
Annemin burcu olduğundan çok severim..
Rahmetlinin hangi yıl, hangi gün doğduğunu kimse bilemedi..
Yaşını küçük göstermek için bütün izleri yok etmişti..
Lakin kendisini Yengeç olarak deklare ederdi..
Yükselen burcunu da bilemedik..
Çünkü doğum tarihini ve saatini vermesi icap ediyordu..
Oysa bunlar derin devlet sırrından daha sıkı korunan bilgilerdi..
Kendisiyle beraber gitti..
Yengeç kadını sıkıdır..
Tıpkı Everbody Loves Raymond dizisindeki anne karakteri gibi..
Teslim alınamazlar..
Erkeklere söylüyorum, bu burçtan bir kadınla evleneceğinize evde annenizle oturun daha iyi.. Hiç değilse ona ikide bir "Seni seviyorum" demek zorunda kalmazsınız..

Bu burcun erkekleri, genelde lüzumsuz işlerle uğraştıklarından zararsızdırlar..
Sadece ayda bir saçlarını kestirmek gerekir..
Erkeği gel git akıllı olduğundan fazladan uğraşmak boşunadır.
Kendi haline bırakacaksınız..
Yemini, yemeğini eksik etmeyeceksiniz..

ASLAN BURCU ( hayatgibi' nin burcuuuuuuuuuuuuuuuu )
Yeryüzündeki bütün potansiyel megalomanların toplandığı burç budur..
Erkeğinin havasından geçilmez..
Kadını ondan da beterdir..
Yeni yılın bu burç sakinlerinde bir şey değiştirmesini beklemeyin..

Bu burcun erkeklerinin tabiattaki aslandan farkı yataktadır..
Aslan kızışma döneminde günde yüz elli kere çiftleşir..
Aslan Burcu erkeği ise orta yaştayken bile haftada ikiyi, üçü zor bulur..
İşleri biter bitmez de uyurlar..
Buna rağmen dağları devirmiş gibi övünürler..

Cep telefonlarına sinyal müziği indirmeye en meraklı kesim budur..
Buna karşılık teknolojiden en az nasipli erkek türüdür..
Aslan kadını ise fileli çorap giymeyi sever..

Çocukluğunda mahallenin kızları ile ip atlarken karakterleri şekillenir..
Genellikle eğlenceye düşkündürler..
Çapkınlıkları ise rivayet şeklindedir..

Günde üç kez beslenirler, ev yemeklerini severler..
Kısırdı, mantıydı gördüler mi dağılırlar..

Aha bu da burçlar aleminin psikopatlarını ilgilendiren bir kategori..

Arslan Burcu'nu tarif eden takvimin içinde doğup da dünyaya eğri bakmayanını daha görmedim..
Göreceğimi de sanmam..
Bu burca girenler bence astrologların gazına geliyorlar..

"Arslan burcu lider burcudur.. Her şeye egemen olmayı sever.. Baskın kişiliktir.. Eli açıktır, cömerttir, yiğittir, şahbazdır.. "

Bu kadar lafı bana da söyleseler ben de bastığım yeri şaşırırım..

Arslan Burcu yine bu hallerde olacak. "Çalı dibinde yuvası, böyle yürür havası.." hallerinde sağa sola hava atmaktan kendilerine gelemeyecekler..


BAŞAK BURCU
Allah hiçbir erkeği Başak kadını ile terbiye etmesin..
Çok zordur..
Bu burcun kadını için bir marş aransa; içinden “"Laf anlamaz ormancı, çekmiş kafayı.." sözleri geçen şarkıyı kullanmak gerekirdi..

Her işte titiz ve ayrıntıcıdırlar..
Eğer doğadaki kırkayak diye bilinen tırtıl türünün burcu olsa kırk ayağını da bir pabuca sokmaya çalışırdı..
Bunların hali de budur..

En tehlikeli "Başak kadını" bilime meraklı olanlardan çıkar..
Okumuşları eğlenceden uzak durur..
Okumamış Başak kadınlarını düğünlerde yerine zor oturtursunuz..
Sürekli oynamak isterler..

Erkeği koyun gibi munis tabiatlı, ensesine vur lokmasını al türündendir..
İyi koca olurlar, evden çıkmazlar..

Karılarını dini ve milli bayramlarda, Sevgililer Günü’nde, belli başlı şehirlerimizin düşman işgâlinden kurtuluş günlerinde mutlaka hatırlarlar..

Her kandilde eve susamlı simit getirirler..

TERAZİ BURCU
Aslında perakende satıcıların ve küçük esnafın burcudur..
Hayal gücü dar astrologlar, terazi simgesinden giderek bu burcu "dengeli" ilân etmişlerdir..
Aslı yoktur..
Veya benim tanıdığım bütün saykoların Terazi Burcu’ndan olması hayatın tuhaf bir cilvesidir..

Bu burcun kadınlarının hayatta hiç dikkat çekmemesi ise ayrı bir olay..
Çevremde bulunan ve "burç terminolojisi" kullanmadan iki cümle kuramayan bütün genç kızlara sordum..

Terazi Burcu dediğimde hepsi durakladı..
Bu burcu etkileyen yıldızlar çıplak gözle görünmez..
Astrologlar bunların oradan çıkıp buraya girdiğini hisseder, biz de gazetelerden okuruz..

Terazi erkeğinin filigranlı kâğıt kullanarak sahte para basmaya meyilli olduğunu da eski bir polis emeklisi söyledi..
Bilginin doğruluğunu araştırıyorum..

Bir de kadınlarının güzel yemek yaptığı iddiası var..
Doğruysa evlilik tercihiniz bunlar olsun..
Mutlu olamasanız bile hiç değilse güzel yemek yersiniz..

AKREP BURCU
Ha Ebu Süfyan’ın kör kılıcı..
Ha yıldızlar aleminin Akrep Burcu..
Arada fark yok..
Bu burç adını akrep gibi sevecen bir canlıdan aldığı halde nedense insana batar..
Akrep erkeği olarak altı ay ortalıklarda dolaştığımdan biliyorum..
İkizler’den sonra en çok aşağılandığım burç budur..
Özellikle kadınlar "Özüm Akreptir.." dediğimde kıçlarından sokacakmışım gibi irkiliyorlardı..
Bir mânâ veremiyordum..
Meğer burçlar hanesinin en hayırsızı buymuş..
İkizler Burcu’ndan olanların hiç değilse astrologlar tarafından verilmiş birer "Yarı deli rapor" var..
Bu burcu kurtaracak bir şey de yok..

Akrep kadını mı?
Haşaratın dişisi erkeği olmaz, muamelesi görür..
İtilir, kakılır..
Onlar da diğer burçlardan olanları sokarak intikam alır..

Bu burçtansanız..
Ya kimliğinizi değiştirin ya da burcunuzu saklayın..

YAY BURCU
Adamını bulup bu burca geçtiğimden beri rahatım..
Yay Burcu azaları için "havai, maceraperest, gezmeyi tozmayı sever " derler..
Belli ki lafın bittiği yere geldiklerinden böyle sallıyorlar..
Kimse ilişmiyor, kimse adam yerine koymuyor..

Bir partide tanıdığınız Yay insanına damdan düşer gibi "Oynuyorsun tay gibi, g.. atıyorsun yay gibi.." dediğinizde kızmaz, boş boş bakarak sırıtır..

Bu yılları da "vur patlasın, çal oynasın" geçmeye aday..
İyidir iyidir..

Allah astrolojiye kafayı takan cümle kullarına akıl fikir versin..
Haleluya!

Zayi ilânı: "Doktordan servis bakımlı, çok temiz, hiç kullanılmamış Başak Burcu talihi.. 1948 model ama trafiğe 1951’de çıkmış.. Aslan’la takas edilir.."

KEÇİ BURCU
Bu burca astrologlar "Oğlak Burcu" da diyor..
Biz cinsiyet ayırmadığımızdan bu burcun tamamını Keçi' nin manevi şahsiyetinde topladık..
Aile terbiyesi gördüğümüzden "Azgın Teke" gibi yakışıksız tabirler de kullanmıyoruz..

Rivayete göre Mars bu burcun gezinme alanına giriyor..
Benim fikrime giren çıkan nedir derseniz, bu Mars’ın hallerinden mânâ çıkardım..
Şöyle ki bu burcun efradı eğer yetişkinlik çağındaysa keseye zarar..
Kendilerine imaj yapmak için denemedikleri marka kalmayacak..
(Kızım bu burçtan..)
Babalarının ocağına incir ağacı dikecekler..
Kızlara kısmet neyim yok..
Oğlanları başlarını derde sokmaya teşne..
Allah haklarında hayırlısı neyse onu yapsın..

KOVA BURCU
Dünyanın en lüzumsuz burcu..
Gerçi ismini kova gibi bir temizlik gerecinden alması insana ilk bakışta "yararlılık" duygusu veriyor ama eğer bir firmanın temizlik elemanıysanız geçerliliği var..
İyi bir burç olsa adına Kova demezlerdi..
Araştırdım, dünyanın ne kadar bilge kişisi, filozof tabiatlısı varsa bu burca girermiş..
Normaldir, bu burcun sakinlerinin elinden bir şey gelmediği için sabah akşam kös kös düşünürler..
2007’de bir şey değişmeyecek..
Bu burcun yetişkin erkekleri barlarda ellerinde kadeh, cool takılacaklar..
Diğer oğlanların götürdüklerine bakacaklar..
Bekâr Kova kızlarında şiş, iğne oyası merakı yüksek olduğundan bu yıl sonuna doğru televizyonların üzerine konulan örtülerin değişmesi beklenebilir..

BALIK BURCU
Balık dediğin zaten beyinsiz bir mahlûktur, hafızası yoktur..
Tavası ve ızgarası iyi olur..
Nitekim astrolojik raporlar da bunu doğruluyor..
Duyduğuma göre Merkür yer değiştiriyormuş..



4.06.2007

ÇOK KÖTÜ, AZ İYİ...


"çekim yasacı" lara duyrulur,
sizin yasa benim üzerimde pek bir işe yaramadı.
cumadan bu yana değişen tek şey,
artık biraz daha iyi bowling oynuyor olmam.
ki bu da 2 sonuçtan birine işaret ediyor:
1- beni okuyanlar arasında ciddi ciddi bu işle uğraşan yok
2- ben haklıyım, bu iş tamamen safsatadan ibaret.
her iki durumda da,
benim açımdan sonuç vahim.

haftasonu yaptıklarımı özetlersem siz de görmüş olacaksınız ki,
pek de kuş kondurmuş filan sayılmam.
sevgili cumartesi + pazar günü 15:00 - 16:00 sularına kadar çalışmış bulunduğundan
ve aramızda mevcut problemlerin varlığından,
çok verimli ya da güzel geçmedi günler.
cumartesi Tünel’ deki Gloria’ da oturup
"meyveli serinleticilerimizi" içtikten sonra,
aksiyon isteklerimizi gemlemeyip,
bowling oynamaya gittik,
2’ şer oyun üstü üste oynamak suretiyle,
biraz kolları çalıştırdık.
sonra 3 tur da langırt oynadık.

ardından sevgili dedi ki:
Dolmabahçe’ de go kart açılmış,
gidip yapalım mı?
aslında yapalım da demedi,
ben yapayım sen seyret dedi!
el sebep :
ben beceremezmişim.
kızlar bu işi yapamazmış efendim!
tam da hayatgibi’ ye söylenecek şey!

neyse yaparsın yapamazsın laflamaları arasında,
Dolmabahçe Sarayı’ nın yanına kadar indik ki,
orada sevgilinin aslında bahsettiği go kart sahasıyla ilgili hiçbir şey bilmediğini dehşetle fark ettim!

- ee yok buralarda, belki lunaparkın oralardadır, dedi
- ama olmayadabilir?
- yani
- şimdi o yokuşu çıkarsak ve orada da yoksa kötü olmaz mı?
- olur
- o zaman Beşiktaş’ a gidelim.
- gidelim

amacımız Starbucks’ a gitmekken,
meydanda gördüğümüz ufak bi Wafflecının ( wafflecı! )
cazibesine dayanamayıp önce bi waffle yedik.
sonra ben daha önce sinemada izleyip taptığım Koro filminin DVD’ sini aldım.
bi kaç tane de spor ayakkabı baktıktan sonra Starbucks’ a oturduk.
bi şiyler içtik.
sonra da evlerimize gittik.

pazar günü yine "akşamüstü" sayılabilecek bi saatte buluşup,
bi arkadaşımızı da alıp Fransız Sokağı’ na gittik.
Chez Vous diye bi yerde oturduk.
ben ıspanaklı krep yedim,
onlar bi şiyler içtiler.
sonra kalkıp Cevahir’ e gittik,
beyler kendilerine kapri bakacaklar diye.
baktılar bi şiy almadılar.

arkadaş askerden yeni gelmişti.
Atlantis’ e götürelim dedik.
kendisi benim eşliğimde Atlantis Kule ve Çılgın Köpekbalığı’ na bindi,
sevgili teşrif etmedi,
o Uçan Balina’ da kafayı döndürmekle yetindi.
sonra sevgiliyle bowling oynadık yine,
Atlantis’ in içinde.
sonra da yemek katına gidip
Kentucky – Burger King filan,
karışık bi şiyler alıp yedik.
ardından ben eve gittim.
Koro’ yu izledim.
acayip hislendim.
gözlerimden yaş geldi.
( bu benim film izlerken ağlamama verdiğim isim.
çünkü en fazla bi damla yaş yuvarlandığından,
ağlamak demek içime sinmiyor )

sonra üzerine iki bölüm de Lost izledim.
Politika Durağı’ nın gece tekrarını izlerken,
huzursuz bi uykuya daldım..

1.06.2007

ÇEKİM YASASI...


hayatta benden beklenenler,
hep elimden gelmeyecek şeylerdir,
onu bilir onu söylerim.

yapabileceğim şeyleri,
zaten halihazırda yapıyor olduğumdan,
yaptığım "iyilikler" çoktan "görevim" gibi görülmeye başlandığından,
geriye kala kala benim yapamayacaklarım kalmıştır çünkü,
ki ben hayatta en çok buna içerlerim.

şimdi efendim kimse bana kalkıp da,
"içimdeki güçten" filan söz etmeye kalkmasın,
fena tepelerim.
zamanında ben de kendimi çok kaptırmıştım,
herşey benim elimdedir de,
olumlu düşünürsem şunlar şunlar olur da!
ne Savaşçı’ lar kaldı,
ne Carlos Castenada serileri,
ne "sınırsız güç" benzeri NLP pompalamaları,
"Tao Sessizdir" ler,
"bir çift yürek" ler,
Shirley McLaine’ in İçimdeki Yolculuk’ undan tutun da,
Doğan Cüceloğlu’ nun yazdıklarına da kadar,
elimden ne kitaplar gelip geçti.
Bu aralar da başımıza "the secret" denen bir illet sardılar,
Türkçesi "sır"
En yakın arkadaşım dahil,
cümle İstanbul ahalisinin elinde.
Ben kitabı "best seller" listelerinde filan gördükçe,
"ben geçtim o yollardan" bakışı fırlatmakla yetiniyorum.
Ama birisi kalkıp bana "çekim yasası" filan anlatınca,
üzerine atlayıp
"ne diyon sen hacıı?" dememek için kendimi zor tutuyorum.
( ki bu bi hanıma yakışmayacak çok ayıp bir davranıştır,
dikkatinizi çekerim. )

kısacası,
hayatındaki problemlerin sebebi aslında sensin,
sen kendine ne kadar değer biçersen,
hayat sana o kadarını verir laflarını,
bi zahmet geçiniz.
geriye,
benim hayatımı istediğim gibi düzenleyememem gerçeği kalıyor.
örneğin bir süredir,
kafama taktığım bir sağlık problemiyle cebelleşmekteyim
ve hayatımın hiçbir döneminde evrene,
"ah bir hasta olsam" diye sinyaller göndermedim.
bu sağlık sorununu yenmek için,
içimdeki güce güvendim diyelim.

dün akşamüstü,
rezilliğin suyunun çıkmasını da,
ben mi istedim?
size bir süredir bahsettiğim,
"manyak sapık"
artık "işe gitme güzergahımda" beklemekten vazgeçti,
dün oturduğum semte kadar teşrif etti!
lafın özü,
beni takip etmiş veya ettirmiş,
yaşadığım yeri öğrenmişti.
ben tabii kendisini "yaşam alanımda" görmenin şokuyla,
üzerine doğru koşarak saldırmaya kalktım.
o yolun karşısına geçti
ve bi anda gözden kaybolabildi.
esnafın da yardımıyla,
yoldan geçen bir polis otosunu çevirdim,
birlikte çevrede gezerek "sapık aradık"
bu arada ben durumu kendilerine naklettim.
benim mutlaka savcılığa şikayette bulunmamı tavsiye ettiler
ancak yakalanırsa,
en fazla bir gece yatıp çıkacağını da eklediler.
sapığı bulamadan elimiz boş döndük,
sağolsunlar beni eve kadar bıraktılar.
ama o kadar.
ondan sonrası bana kaldı.

şimdi,
beni sürekli işe götürüp getirecek biri yok.
birkaç gün sevgilim vs yanımda biri gidip gelse de,
herkes çalıştığı ya da okuduğu için,
kimsenin kendini sürekli bana göre ayarlayabilme gibi bir durumu yok.
artı,
adam evimi öğrendiğinden,
olay sadece işe gidip gelirken yolunu değiştirmekle,
ya da yanında birini bulundurmakla çözülmeyecek halde.
işyerini zaten biliyor.
ve onu her korkutuşumda,
benden asla vazgeçmeyeceğini,
ısrarla tekrarlıyor.
kısacası,
ben hiç tanımadığım,
bana kendi kendine kafayı takmış biri yüzünden,
ya işimi ve evimi değiştireceğim
ya da "ömürboyu" bu işkenceyi çekeceğim.
bu "ömürboyu" dediğimiz kavramın da,
ne kadar uzun olacağı belirsiz.
kendisi,
umudunu tamamen yitirdiği bi anda çekip vurabilir bile beni.
( daha dün gazetede gördüm,
umutsuz aşık,
eve giderken kızı vurdu diye )

bu adam dayak da yese,
polisler bunu bi gece içeri de tıksa,
yaraları iyileşince tekrar gelecek.
ve belki sonunda işi bana kötü bir şey yapmaya kadar götürecek.
ve "çekim yasasına" bakılırsa,
bunları ben istiyorum.

o zaman bi zahmet,
bu işlerle uğraşanlar varsa aranızda,
toplanıp benim için,
"likelife tez vakitte iyileşsin,
peşinden sapığı ayrılsın,
sevgilisiyle ilişkisi iyi gitsin,
iş hayatı yolunda gitsin" diye harekete geçin.
farkındaysanız,
sadece "hayatımı normalleştirmek" benim istediğim.
yani bana lotodan para çıkarın,
yok bi hafta içinde ferrarim artı havuzlu villam olsun filan demiyorum.
sadece yolunda,
düzgün bi hayat istiyorum.

yani isteğim gayet mütevazi.
şu çekim yasasını benim için çalıştırın hadi..